PERFODA
Kurumsal Hizmetler



 

Bilimsel Gerçek ve Doğru Nedir?

Dursun Akkurt, Eylül 2007

"Gerçek" ve "doğru" terimlerinin kullanılma biçimi, içinde yaşadığımız varlık evrenin nasıl anlaşıldığı hakkında bilgi verir. Düşünürler çok eski çağlardan beri bu konu üzerine felsefi yaklaşımlar geliştirmiştir. İnanç sistemleri ve dinler için gerçek ve doğru kavramlarının açıklanması temel sorunlardan biridir. Bilim açısından da bu kavramların büyük önemi vardır. Bu yazıda tarihsel gelişimine bakmadan gerçek ve doğru terimlerinin günümüzde bilim dünyası tarafından nasıl kullanıldığını ele alacağız.

Gerçek kavramı insandan bağımsız olarak var olmayı ifade eder. Gerçek, biz görsek de görmesek de, dokunsak da dokunmasak da, düşünsek de düşünmesek de var olan şeylerin var olma biçimidir. Biz görmesek de bilmesek de dünyanın bir yerindeki bir taş vardır ve oradadır. Taşın varlığı bizim zihnimizden ve varlığımızdan bağımsız olarak gerçektir. Yani taşın varlığı insan tarafından oluşturulmamıştır. O taşı görmediğimiz için hakkında hiç bir zihinsel yaşantımız olmayabilir ama taş yine de vardır.

Taş, toprak, eşyalar ve çevremizdeki diğer cisimler bizden bağımsız olarak var olan nesnelerdir. Sadece kendi varlıkları değil, zaman içinde katıldıkları olaylar da "gerçek"tir. Suyun akması, havaya atılan cismin düşmesi, elektrik enerjisi gibi olaylar da "gerçek"tir. Bunlar da insan zihninin ürünü değildir.

Düşünce, duygu, his gibi zihinsel yaşantıların varlığını hepimiz kabul ederiz. Hepimiz düşünürüz, duyarız, hissederiz, rüya görürüz. İnsanlar bunları yaşar ve başkalarının da yaşadığını bilir. Bu nedenle zihinsel yaşantıların gerçek olduğunu kabul edebiliriz. Ancak zihinsel yaşantıların içeriği, yaşayana özeldir. Öznel yaşantı içeriğinin açıklanması, tekrarlanması ve kanıtlanması çoğunlukla mümkün olmaz. Bu yaşantıları çoğunlukla yaşayanın ifade ettiği oranda bilebiliriz.

Gerçeğin varlığını başka insanlarla bilgi paylaşarak ya da keşfederek biliriz. Dünyanın bilmediğimiz bir yerinde taşlar olduğunu başkalarından aldığımız bilgiler ve dünya hakkındaki diğer yaşantılarımızdan biliriz. Dinazorların insan dünyaya gelmeden önce yaşamış olduğunu bilimsel araştırma sonuçlarından öğreniriz. Fırtına, kar, yağmur gibi hava olaylarını ve bunların yeryüzündeki etkilerini de kendi yaşantılarımızdan ve bilimsel gözlem sonuçlarından öğreniriz.

Gerçek varlıkları tanımak ve anlamak için gözlem yaparız. Gözlem duyum, algı ve diğer zihinsel yaşantılar yoluyla yapılır. Algı ve diğer zihinsel yaşantılar insanlar arasında farklılık gösterebilir. İnanç, tutum, estetik gibi karmaşık zihinsel yaşantılar devreye girdiğinde elde edilen bilgi çok daha büyük farklılıklar gösterebilir. Pek çok durumda aynı gerçek varlık hakkında birbirinden farklı, hatta birbiri ile çelişen çok sayıda bilgiyle karşılaşabiliriz. Bu durumun yarattığı karmaşa gerçek varlığın olduğu gibi anlaşılmasını zorlaştırır. Karmaşanın aşılması için güvenilir gözlem yöntemleri ve ortak bir dil kullanılması gerekir. Yöntemler gözlem sonuçlarının güvenilir olmasını, ortak dil ise elde edilen bilgilerin yanlış anlamalara yol açmadan paylaşılmasını sağlayabilir.

Varlıklar, olaylar, öznel yaşantılar hakkındaki bilgilerimizi dil yoluyla paylaşırız. Dilde bilgilerin ifade edilmesi için kavramlara karşılık olan sözler kullanılır. Kavramlar kabaca ortak tanımları ifade etse de günlük dilde kavramlara farklı anlamlar yüklenebilir. Farklı anlamlar yanlış anlamalara yol açar. Yanlış anlama olmasa bile dille ifade edilen gerçek ancak akla uygunsa ve kanıtlanabilirse başka insanlar tarafından da kabul edilir. Kanıtlanabilen bilgi doğru kabul edilir.

Bilim gerçeğe ilişkin kanıtlanmış, doğrulanmış bilgi üretme etkinliğidir. Bilimsel araştırma, elde edilen sonuçların kanıtlanması için disiplinli bir çalışma ile belirli yöntemlere uyularak yapılır. Bilimsel yöntemlerin amacı araştırma sonuçlarının anlaşılır, güvenilir ve paylaşılır nitelikte olmasını sağlamaktır. İstenen özellikte sonuçlara ulaşmak üzere araştırmanın planlanması ve yürütülmesi aşamalarında bilimsel yöntemler uygulanır. Sonuçların ifade edilmesinde ise farklı anlamayı önleyecek biçimde, açık tanımlanmış kavramların kullanıldığı ortak bilim dili kullanılır. Açık tanımlanmış kavramlar bilim dilinin yanlış anlamaları önlenmesine yardımcı olur.

Bilimsel yöntemler elde edilen sonuçların kanıtlanmasını ve ikna edici biçimde ifade edilmesini sağlar. Gözlem konusunun açık tanımlanması, gözlem koşullarının açık tanımlanması, ölçümde standart veya açık tanımlanmış ölçü birimlerinin kullanılması, sonuçların yapılan gözlemin el verdiği ölçüde açıklayıcı olması bilimsel yöntemlerin ön koşullarıdır. Bu ön koşullar bilimsel yöntemlerin disiplinli olarak uygulanması yoluyla sağlanabilir.

Bilimsel gözlemin konusu kanıtlanmak istenen gerçeğin kendisidir. Bir varlık, varlıklar arasındaki bir ilişki, bir olayın seyri gibi gerçeğe ilişkin hemen her şey gözlem konusu olabilir. Araştırmaya başlarken gözlem konusu, denence (hipotez) şeklinde ifade edilir. Denence kanıtlanmak istenen gerçeği doğrulanabilir bir önerme biçiminde ortaya koyar. "Havada serbest bırakılan bütün cisimler yere düşer" ifadesi doğruluğu ya da yanlışlığı kanıtlanabilir bir denencedir. Gözlem konusunun karmaşık ve fazla bilinmeyen bir konu olması halinde denence yerine anlaşılır bir amaç cümlesi ifade edilebilir. Kanıtlanmak istenen gerçeği ifade etse bile denence veya amaç gözlem konusunun tanımlanması için yeterli olmaz.

Gözlem konusunun doğrudan ve bütün olarak gözlenmesi en doğru sonuçlara ulaşılmasını sağlar. Ancak çoğu zaman gözlem konusunun bütünü gözlenemez. Örnek denencemizin kesin olarak kanıtlanması için bütün cisimlerin havada serbest bırakılması ve yere düşüp düşmedikleri gözlenmelidir. Ancak bunun yapılması mümkün değildir. Bunun yerine "cisimler"i temsil eden bir örneklem seçilir. Önce cisimlerin bir tanımı yapılır ve bu tanıma uyan, temsil edici çoklukta bir cisimler grubu seçilir. Örneklemin oluşturulması elde edilecek sonuç üzerinde çok etkilidir. Havadan ağır cisimler yere düşer, havadan hafif olanlar ise yere düşmeyebilir. Örneklem oluşturulurken sadece havadan ağır cisimler seçilirse, araştırma sonucunda "havada serbest bırakılan bütün cisimler yere düşer" sonucuna varılır. En az bir adet havadan hafif cisim seçilmesi halinde ise sonuç farklı olur. Yanlış bir sonuca ulaşmamak için örneklemin temsil edici nitelikte olmasına özen gösterilir.

Konuya ve amaca bağlı olarak gerekli gözlem koşullarının mümkün olduğunca kontrol altında oluşturulması tercih edilir. Aynı nesne ve olaylar farklı koşullarda farklı biçimde gözlenebilir. Durgun bir havada serbest bırakılan bir cisim yere düşerken, aynı cisim rüzgarlı bir havada yere düşmeyebilir. Örneğimizde, hava koşulları, cisimlerin ağırlık, şekil gibi özellikleri ve etkili olabilecek diğer koşullar tespit edilir. Hava koşulları, cisimlerin şekil, ağırlık, boyut gibi özellikleri kontrollü olarak değiştirilebilir. Böylece, denence farklı koşullar için tekrar tekrar sınanabilir. İstenen değişimlemenin yapılamadığı durumlarda ise koşullar münkün olduğunca tanımlanarak gözlem sonucunun yanıltıcı olmaması için çaba gösterilir. Gözlemin tekrarlanabilmesi ve elde edilen sonucun doğru yorumlanabilmesi açısından gözlem koşullarının kontrol altında oluşturulması veya açık tanımlanması önemlidir. Koşulların iyi tanımlanmadığı durumlarda gözlemlerin benzer koşullar altında yapıldığından emin olunamaz. Benzer koşullarda yapılmayan gözlem sonuçlarının karşılaştırılması ve yorumlanması zorlaşır.

Ölçümlerin standart veya açık tanımlanmış birimlere göre yapılması hem gözlem koşullarının tekrar oluşturulabilmesi hem de sonuçların iletilebilmesi açısından önemlidir. Kilogram, metre, volt gibi ortak ölçü birimleri gözlem koşullarının ve sonuçlarının ortak dille ifade edilmesini sağlar. Ortak ölçü birimleri geliştirmenin zor olduğu koku, tat, ses tınısı, estetik güzellik gibi özellikler ise olabildiğince yansız (objective) olarak tarif edilmeye çalışılır. Çoğunlukla konuya ilişkin belirli bir uzmanlığı olan kişilerin yargıları ya da rastgele seçilmiş bir grup deneğin tepki veya yargıları ölçü kabul edilir. Ölçümle amaç çoklukların, miktarların ve değerlerin karşılaştırılabilir biçimde ifade edilmesidir. Yapılabiliyorsa standart birimlerle yapılmış ölçümler, bunun yapılamadığı durumlarda ise açık tanımlanmak koşuluyla kıyaslama yapılmasını sağlayacak güvenilir yargılar kullanılır. Ölçümlerin güvenilir olması vazgeçilmez bir koşuldur. Güvenilir gözlem ve ölçüm yöntemleri kullanılması, gözlem sonuçlarının tekrarlanabilmesini ve karşılaştırılabilmesini, dolayısıyla doğrulanabilmesini amaçlar.

Gözlem sonuçları çoğunlukla istatistik/matematik işlemleri ile analiz edilerek elde edilen sonuçların güvenirliği ve geçerliği sınanır. Güvenirlik ölçümlerin doğruluğuna ilişkin bir ölçüdür. Ölçüm tekniğine bağlı olarak farklı güvenirlik ölçüleri kullanılabilir. Kabaca, aynı koşullarda elde edilen gözlem sonuçları arasındaki benzerlik veya farklı koşullarda elde edilen gözlem sonuçları arasındaki farklılık gözlem sonuçlarının güvenilir olduğu yorumuna götürebilir. Güvenirlik tek başına yeterli bir ölçü değildir. Gözlem sonuçlarının gerçeğe uygunluğu da ölçülmelidir. Örneklemden elde edilen sonuçların varsayılan olasılık kurallarına uygunluğu sonuçların gerçeğe uygunluğu hakkında bilgi verir. Gözlem konusunun gerçek koşullarında ortaya çıkma olasılığı hakkında varsayımlar önerilir ve gözlem sonuçlarının bu varsayılara ne kadar uygun olduğu matematiksel olarak hesaplanır. Elde edilen sonuçların varsayımlara yaklaşması halinde geçerliğin yükseldiği yorumu yapılabilir. Varsayımlardan uzaklaşılması ise geçerliğin azaldığına işaret eder.

Araştırma sonunda elde edilen bulguların akıla ve mantığa uygun olarak yorumlanması ve ifade edilmesi de çok önemlidir. Örneğimizde "havada serbest bırakılan bütün cisimler yere düşer" denencesi doğrulanabilir ya da doğrulanamaz. Denencenin doğrulanması durumunda "havada serbest bırakılan cisimler yere düşer" sonucuna varılır. Denence doğrulanamazsa, "havada serbest bırakılan bazı cisimler yere düşmez" gibi denencede ifade edilenden farklı bir sonuca ulaşılamaz. Doğrulanamazsa ulaşılan sonuç "denence doğrulanamamıştır" biçiminde ifade edilir. Gözlem konusu, gözlem koşulları, ölçüm yöntemleri tekrar gözden geçirilerek denencenin neden doğrulanamamış olduğu anlaşılmaya ve denencenin hangi koşullar altında doğrulanabileceği belirlenmeye çalışılır. Ya da sadece denencenin yanlış olduğu sonucuna ulaşılır. Böylece araştırmanın amacı ve yöntemi ile elde edilen sonuç arasında tam bir uyum olması hedeflenir. Elde edilen sonuç bir deneyim olarak değerlendirilerek sonra yapılacak araştırmalar için farklı denenceler veya amaçlar önerilebilir.

Elde edilen bulguların gözlem konusu, gözlem koşulları ve ölçüm yöntemleri gözetilerek aşırı geniş kapsamlı veya aşırı dar kapsamlı yorumlanmamasına özen gösterilir. Yorum akla ve temel mantık kurallarına uygun olmalıdır. Tam bir bilimsel disiplin uygulanması halinde elde edilecek sonuçlar örneklemdeki cisimlerin benzerleri için, gözlem ortamının benzerlerinde, aynı ölçüm yöntemlerinin kullanılması halinde tekrar elde edilebilir. Araştırma hatası yapılması halinde ise sonuçlar tekrar elde edilemeyebilir.

Elde edilen sonuç çok geniş bir örneklem, çok çeşitli gözlem koşulları ve değişik ölçüm yöntemleriyle tekrarlanabilirse denence kuvvetle doğrulanmış olur. Aynı sonucun çok sayıda araştırmada istisnasız olarak elde edilmesi halinde ise yer çekimi kanunu gibi kesin sonuçlara ulaşılır. Benzer koşullar altında tekrar tekrar aynı değerde gözlenmesi, gözlem konusunun gerçek olduğunu; gözlem sonucunun geçerli ve doğru olduğunu gösterir. Buna karşılık gözlem koşullarının ve gözlem sonuçlarının tutarsız olduğu durumlarda gözlem sonucunun doğruluğundan; hatta gözlem konusunun gerçekliğinden kuşku duyulur.

Özel bir amaç veya sakınca yoksa bilimsel araştırmalar tamamlandıktan sonra sonuçlar yazılı olarak yayınlanır. Yayın çoğunlukla saygın bilim dergilerinde makaleler ya da bilim kongrelerine sunulan bildiriler biçiminde yapılır. Yazı, yayınlanmadan önce konusunda uzman bir grup bilim insanı tarafından değerlendirilir. Farklı ölçütlere göre makalenin bilime katkı sağlayıp sağlamadığına bakılır. Araştırmanın amacı, konusu, yöntemi, gözlem sonuçlarının güvenirliği, sonuçlara ilişkin yorumlar gibi özellikleri yanında makalenin dili ve biçim özellikleri de değerlendirilir. Baştan sona uygulanan disiplinli ve özenli çalışma bilimsel araştırmanın gerçekler hakkında doğru bilgiye ulaşması amacını gerçekleştirir. Nihai amaç insanın ve insanın içinde yaşadığı varlık evreninin insan aklına ve mantığına uygun olarak anlaşılmasıdır.

Yukarıdaki çözümleme günümüzde gözleme dayalı pozitif bilim yaklaşımının temelini oluşturmaktadır. Bu yaklaşımda gerçek terimi gözlem yoluyla varlığı kanıtlanabilen varlıkları ifade etmektedir. Uygulanan yöntemler ise gerçeğin bütün insanlar tarafından aynı biçimde anlaşılmasını sağlamak üzere geliştirilmiştir. Gözlem yoluyla kanıtlanan sonuçlar, gerçek hakkında ikna edici doğru bilgiler biçiminde ifade edilmektedir. Bilimsel etkinliğin hileli uygulandığı ve kötüye kullanıldığı durumlar etik sorunları oluştursa da bilim etiğinin uygulandığı durumlar insan yaşamını kolaylaştıran, insanın ve evrenin daha iyi anlaşılmasın ı sağlayan sonuçlar vermektedir.

İçinde yaşadığımız varlık evreni gerçek varlıklarla sınırlı değildir. Katı bir gerçek ve gerçek olmayan varlık ayrımı yapıldığında pozitif bilimin araştırma konusu fiziksel dünya ile sınırlandırılabilir. Fizik bilimleri merkeze alınarak bunun yöntemlerine uygun olan etkinlikler bilim, uygun olmayanlar ise bilim dışı sayılabilir. Fizik, kimya, biyoloji ve bu alanlarla ilgili başka bilim dalları da fizik alanı içinde değerlendirilir. Psikoloji, sosyoloji, ekonomi, tarih gibi alanlar ise dışta tutulur. Ancak günümüzde bu şekilde katı bir ayrım fazla rağbet görmemektedir. Psikoloji, sosyoloji, ekonomi gibi konusu insan davranışı olan disiplinler güvenilir yöntemler uygulayarak doğru sonuçlara ulaşabilmektedir.

Gelişen gözlem olanakları düşünce, rüya gibi öznel yaşantıların fiziksel yansımaları olabileceğini göstermiştir. Örneğin uyku sırasında beyinden kaydedilen bazı elektriksel faaliyetlerin rüya ile eş zamanlı olarak ortaya çıktığı anlaşılmıştır. Henüz bu faaliyetlerin kaydından rüyanın görsel veya işitsel içeriği elde edilememekle birlikte, rüya anında beynin elektriksel faaliyetinin değiştiği gözlenebilmektedir. Yine beynin değişik bölümlerine beyinden kaydedilen elektrik olaylarının benzeri yapay olarak uygulandığında insanların benzer yaşantılar ifade ettiği belirlenmiştir. Bu gözlemlerden yola çıkılarak bazı öznel yaşantıların fiziksel yansımaları olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Öznel yaşantıların nesnel yansımaları üzerinden pozitif bilim yöntemleriyle incelenmesi mümkün olmaktadır.

İnsan davranışlarının kontrollü ortamlarda gözlenmesi ve insanların öznel yaşantıları hakkındaki ifadeleri de bilimsel gözlem konusu olmaktadır. Henüz ciddi güvenirlik ve geçerlik sorunları olsa da öznel yaşantıların içeriği de bilimsel olarak incelenmeye çalışılmaktadır. Bu tür konularda bilimsel yöntemlerle yapılan, güvenilir ve geçerli sonuçlara ulaşılmış araştırmalar saygın bilim dergilerinde yayınlanarak, bilime katkı oldukları kabul edilmektedir.

Pozitif bilim yaklaşımı insanlık tarihinin başından beri sürekli bir gelişim göstermiş, dolayısıyla pek çok aşamadan geçerek günümüze ulaşmıştır. Bugün bilim çevrelerinde ağırlıklı olarak kabul görmektedir. Diğer taraftan varlığı açıklamak ve incelemek için benimsenen tek yaklaşım pozitif bilim yaklaşımı değildir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi varlıklarıyla bizden bağımsız olsalar da, gerçekler insan zihni tarafından kavranır. Pozitif bilime ters bir bakış açısıyla, gerçeklerin varlığı ve gerçeklikleri de insan zihninin ürünü sayılabilir. Bu durumda gerçek ve gerçek olmayan tanımları değişir. Gerçek ve gerçek olmayan varlıkların aslında aynı oldukları, birbirlerine dönüşebildikleri ya da tamamen ayrı olsalar bile etkileşim içinde oldukları gibi varsayımlar bilimin araştırma konusunu ve yöntemlerini tamamen değiştirir. Konunun felsefi boyutları ontoloji alanı tarafından ayrıntılı olarak incelenmektedir.

Fizik ve psikoloji alanlarında elde edilen bazı sonuçlar pozitif bilim yaklaşımını felsefi temelleri açısından sorgulamaktadır. Bazı parçacık (kuantum) fiziği ve psikoloji çalışmaları gerçeğin insanlar tarafından olduğu gibi gözlenemediğini göstermiştir. Parçacık fiziği araştırmalarında bir atom altı parçacığın yeri ve hızının aynı anda ölçülemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Çünkü ölçmek için yapılan işlem, parçacığa bir etkide bulunmayı gerektirmekte, bu etki de parçacığın yerini ve hızını değiştirmektedir. Bu durumda ölçüm işlemi asla amacına ulaşmamaktadır. Parçacıkların öngörülemeyen davranışı zincirleme etkiler yaratmaktadır. Giderek bu seviyedeki etkileşimin zincirleme olarak bütün varlık evreni üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak bilimsel gözleme çok uygun olduğu varsayılan fiziksel nesne ve olayların atom altı parçacıklar seviyesinde belirsizlik gösterdiği ve kolayca gözlenemedikleri ortaya çıkmaktadır.

Psikolojinin incelediği algı yanılması olgusu fiziksel gerçeğin yanılgılı olarak algılanabildiğini göstermektedir. Olmayan bir fiziksel durumun varmış gibi ya da varolan bir fiziksel durumun yokmuş gibi algılanması mümkündür. Aynı yanılgı sistematik olarak çok sayıda insanda aynı biçimde ortaya çıkarılabilmektedir. Sanal gerçeklik teknolojisi ile olmayan nesnelere varmış gibi davranmamız ve sanal nesne ve olaylara, gerçeklerine verdiğimiz tepkilerin benzerlerini vermemiz sağlanabilmektedir. Sanal gerçeklik ortamlarında, yaşantımızın aslında sanal olduğunu bilsek bile, üzerimize doğru gelen bir tehlikeden sakınırız. Hoşumuza giden nesnelere ise yaklaşmak isteriz.

Sanal gerçeklik algı yanılmalarına dayanmaktadır. Ancak insanın gerçekle ilişkisinin belirsizliğini göstermesi açısından önemlidir. Parçacık fiziği alanındaki gelişmelerle birlikte dikkate alındığında gerçekle gerçek olmayan arasındaki çizginin katı ve belirgin olmadığı sonucuna varılabilir. Yani gerçek olanla gerçek olmayan arasında bir süreklilik olduğu düşünülebilir.

Fiziksel gerçek ile fiziksel olmayan arasında bir süreklilik olması bilimin gözlem alanını genişletir. Gözlem alanı sadece insan tarafından gözlenebilen varlıklarla sınırlandırılmaz. Fiziksel ölçüme dayalı yöntemler gözlem için yeterli ve zorunlu görülmez. Ancak günümüzde güvenilir alternatif gözlem ve ölçüm yöntemleri ortaya konulabilmiş değildir. Kişinin kendi iç zihinsel yaşantılarını gözlemesi biçimindeki içebakış yönteminin veya sezgiye dayalı başka yöntemlerin kullanıldığı durumlarla karşılaşılıyor. Ancak bu yöntemlerin kullanıldığı gözlemlerin güvenilir olduğu kanıtlanamıyor. Ama bu yaklaşıma uygun çalışan araştırmacılar da vardır. Genel kabul görmemekle birlikte parapsikoloji, metapsikoloji gibi alanlarda çalışmalar yapılmakta ve bu çalışmaların sonuçları bazı alanlarda kullanılabilmektedir.

Alternatif yaklaşımda gerçek de dahil varlığın tümü insan zihninin veya evrensel zihnin ürünü sayılmaktadır. Düşünce metaforları yoluyla bütün varlık "tanrı", "ruh", "evrensel akıl", "hiçlik", "kaos" gibi farklı temellere dayandırılabilmektedir. Varlığın anlaşılması için gerçeğe ilişkin gözlemlerin yeterli olmadığı, diğer bütün zihinsel süreçlerin de kullanılabileceği varsayılmaktadır. Belirli araştırma ve gözlem yöntemleri, geçerlik ve güvenirlik ölçütleri kullanılmamaktadır. Bunun yerine serbest gözlem, değişik inanç sistemleri veya din temelli çözümleme yöntemleri benimsenmektedir.

Pozitif bilim yaklaşımında ise gerçeğin insan zihninden bağımsız olduğu ve insan tarafından gözlenebileceği varsayılmakta; araştırma konuları ve yöntemleri bu varsayıma uygun seçilmektedir. Gözlem konusu olmaya uygun olmayan "ruh", "zihin" gibi varlıklar ise araştırma alanı dışında tutulmakta ya da "şimdilik" dolaylı olarak incelenebilir varlıklar olarak değerlendirilmektedir. "Şimdilik" ifadesi gözlem yöntemlerinin gelişmesi halinde, bu varlıkların da gözlem konusu olabileceği varsayımına dayanmaktadır. Gözlem konusunun, gözlem koşullarının, ölçüm yöntemlerinin iyi tanımlanması ve sonuçların akla ve mantığa uygun yorumlanması halinde evrendeki her şey gözlem konusu olabilir. Güvenilir yöntemlerle ve gözlem sonuçlarının tekrarlanması yoluyla geçerli ve doğru sonuçlara ulaşılabileceği kabul edilir. Bilginin doğrulanması ve paylaşılması yoluyla gerçeğin anlaşılması amaçlanır.

İçindekiler

Özet:

Bilim, doğru ve gerçek terimleri birlikte ya da ayrı ayrı çok sık kullanılan terimlerdir. Dikkat edildiğinde terimlere yüklenen anlamların önemli farklılıklar gösterdiğini farkedebiliriz. Biraz daha ayrıntılı bir değerlendirme yapılırdığında konunun düşünürler için bile ne kadar karmaşık ve zor olduğu anlaşılır.

Böylesine zor bir konuda yeni düşünceler üretme iddiasında değiliz. Sadece gözleme dayalı bilim yaklaşımının bu terimlere nasıl yaklaştığını ve varlığı nasıl anlamaya çalıştığını özetleyeceğiz. Bilim eğitimi almakta olan ve bilimi anlamaya çalışan meraklılara yardımcı olacağını umuyoruz.



Telefon: +90 (544) 421 49 89
E-mail: dakkurt@yahoo.com
© 2014 Dursun Akkurt, Tasarım: Dursun Akkurt - http://www.ak-kurt.com